Türkiye’de Gerçekleşen Mülteci ve Sığınmacı Hareketleri

image_pdfimage_print

Türkiye’de Gerçekleşen Mülteci ve Sığınmacı Hareketleri

Ülke tarihinde farklı dönemlerde nüfus hareketleri gerçekleşmiştir. Osmanlı İmparatorluğuna dahil coğrafyalarda bulunan ancak Türkiye Cumhuriyeti‟nin kurulmasıyla birlikte ulus devlet sınırları dışında kalan Müslüman ve çoğunlukla Türk kökenlilerin ülkeye göçü, dışarıdan gelen ilk nüfus hareketi olarak değerlendirilmektedir. İkinci Dünya Savaşı sırasında da Yunanistan, Bulgaristan ve On iki Ada‟dan gelen göçmenler ile Avrupa‟dan gelen Yahudilerin büyük çoğunluğu kısa bir süre sonra ya yurtlarına geri dönmüş ya da başka bir ülkeye göç etmiştir.

Bu dönemi 1945-1980 arasında ağırlıklı olarak Bulgaristan‟dan ve ardından Yugoslavya‟dan gelen ikinci göç hareketi izlemiştir. Üçüncü dönem, 1980‟li ve 1990‟lı yıllarda Afganistan‟dan gelen sığınmacıların yanı sıra Bulgaristan Türklerinin göçünü kapsamaktadır. 1980‟li yılların sonunda Bulgaristan‟da uygulanan asimilasyon politikası nedeniyle Türkiye‟ye sığınan 300,000 civarında Türk kökenlinin yarısından çoğu ilerleyen yıllarda geri dönmüştür. 1985-2005 arasında ise ağırlıklı olarak İran, Irak ve Bulgaristan‟dan olmak üzere yaklaşık iki milyon kişiyi kapsayan mülteci hareketi gerçekleşmiştir.

1979 İran devriminden kaynaklanan ve ilk büyük toplu sığınmacılık hareketi olarak değerlendirilen süreçte, yaklaşık bir milyon İranlı‟nın sığınma talebi söz konusudur. Türkiye‟nin Cenevre Sözleşmesi gereği Avrupa dışından gelenleri mülteci olarak kabul etmemesi nedeniyle İranlılar ülkede turist vizeleri doluncaya kadar barınmış ve büyük çoğunluğu İranlı öncü göçmen bağları kanalıyla Avrupa ülkelerine göç etmiştir.

1988-1991 arasında Irak‟tan üç kitlesel göç hareketi ile Asya ve Afrika kaynaklı sığınmacı hareketi gerçekleşmiştir. 1988 yılında İran-Irak savaşının sona ermesinden sonra Türkiye‟de geçici kamplarda barındırılan 50,000‟den fazla Kürt peşmerge, Irak‟tan gelen akımın ilk ayağını oluşturmuştur. 1990-1991 yıllarında Körfez Krizi‟nden kaçan ve ikinci büyük dalgayı oluşturan yaklaşık 60,000 Iraklı ve Kuveytli sığınmacı grup ise kısa bir süre sonra geri dönmüştür. Son büyük dalga kapsamında 1991 yılında Irak ordusundan kaçan ve büyük çoğunluğu oluşturan Kürtlerin yanı sıra Türkmen, Arap ve Keldanilerin de yer aldığı yaklaşık 500,000 kişilik bir sığınmacı hareketi söz konusudur. 1988 yılındaki göç akımında sıkıntı yaşayan Türkiye sınırlarını bu kitleye açmak istememiş ve Batılı ülkelerin desteğiyle topluluğun Kuzey Irak‟ta barınabileceği bir kamp oluşturulmuştur.

1992‟deki Bosna Hersek kaynaklı kitlesel göç hareketinde Türkiye‟nin göç yolunda bir geçiş ülkesi olarak değerlendirildiği görülmüĢtür. Sığınmacıların sadece bir kısmı Türkiye‟ye yerleşmiş, büyük çoğunluğu Dayton Antlaşması‟ndan sonra geri dönmüştür. Buna karşın 1997‟de Bosna Hersek, İran ve Irak‟tan gelen 2,400 mülteci ile 2,200 sığınmacı ülkede kalmış, ilerleyen yıllarda Somali, Afganistan, Sri Lanka ve Filistin‟den kitlesel olmayan sığınma hareketleri gerçekleşmiştir.

Dünyanın farklı bölgelerinde değişik tarihlerde devam eden çatışmalar ve savaşlar; milyonlarca insanı yerinden yurdundan zorunlu göç ettirmiştir. Filistinliler için 1967 savaşından hemen sonra, 5 milyondan fazla insan, Lübnan, Suriye, Ürdün ve Filistin’de kurulan mülteci kamplarında halen yaşamaktadır. Pek çok Avrupa ülkesi ve Kuzey Amerika’da, Arnavutlar, Kosovalılar, Bosnalılar, Iraklılar ve Somalilerin oluşturduğu göçmen toplulukları göç etmişlerdir. Balkanlardaki değişik tarihlerde Yunanistan, Bulgaristan, Romanya ve o günkü var olan Yugoslavya’nın yapmış olduğu rejimsel baskılardan kaçan soydaşlarımız ülkemize sığınmış. Marmara bölgesi başta olmak üzere birçok bölgemizde hala yaşamaktadır.

İnceleme konumuz Suriye göçlerine itici sebep olan, Beşeri unsurlardan, Suriye Baas Partisi’ne ait askerler ve bu partiyi iktidardan indirmek isteyen muhalifler arasında süregelen silahlı mücadele sonucunda gösteriler 15 Mart 2011’de başlamış ve Nisan 2011 tarihinde ülke çapına yayılmıştır. Bunun sonucu 7.6 milyon Suriyeli yerlerinden göç etmek zorunda kalmıştır. Bunların 1.532 bin 74’ü Türkiye’ye sığınmıştır. Göç edenlerden 235 bini ülkemizde değişik şehirlerde çadır kentlerde yaşarken geri kalan 1.332 bin 74 ‘ü Türkiye’ye geneline dağılmış durumdadır.

Mülteci Çocuklar

Erkek, kadın, yaşlı, genç pek çok insanı zorla yerinden eden sığınmacılık olgusu çocukları da etkilemektedir. Dünyanın değişik bölgelerinde yaşanan çatışmalarda pek çok çocuk ölmekte ve zarar görmektedir. Dünya’daki Mülteci nüfusunun yarısına yakınını çocuklar oluşturmaktadır.   Dünyada çoğunluğu Afrika, Afganistan ve Sri Lanka’da olmak üzere yaklaşık 300 bin çocuk askerin olduğu tahmin edilmektedir. Şiddet mağduru, seks kölesi yapılmış, zorla çalıştırılan veya kaçırılmış çocuk sayısının bu sayının çok üzerinde olduğu tahmin edilmektedir.

Yetişkinlere göre daha incinebilir durumda olan çocuklar, sığınma sürecinden yetişkinlerden daha fazla etkilenmektedirler. Gelişim süreçleri devam eden çocuklar, yetişkinlerin korumasına, gözetimine ve özel ilgiye ihtiyaç duymaktadırlar

Mülteci çocuklar ise hastalık yetersiz beslenme ve fiziksel koşullar karşısında daha korunmasız olmaktadır. Mülteci kız çocukları, sığınma sürecinde cinsiyetleri nedeniyle erkeklere göre daha fazla risk altında olabilmektedir.

     

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *